Ordu Nasıl Bir Yer? Cesur Bir Eleştiri
Ordu’nun İki Yüzü: Doğa ve Yerleşim
İzmir’den Ordu’yu ziyaret ettiğimde, ilk izlenimlerim her zaman biraz çelişkili oluyor. Beni karşılayan şey; elbette Ordu’nun doğası… Tamam, orası şüphesiz harika. Yeşilin binbir tonu, o dağlar, Karadeniz’in masmavi suyu… Evet, Ordu gerçekten büyüleyici bir doğal güzelliğe sahip. Ama gel gelelim, şehirdeki yaşamla ilgili hislerim pek de bu kadar ‘yeşil’ değil.
Evet, doğası güzel, ama insan yaşamı da bir yerin kendisi kadar önemli, değil mi? Ordu’da sık sık “doğaya yakın yaşam”dan bahsedilir, ama bu doğa sevgisi, modern yaşamla çatışıyor gibi. O güzel doğa, şehir hayatının gerisinde kalıyor. Karadeniz’in yağmurlarıyla yoğrulmuş, küçük kasaba havasında bir yerleşim yeri olduğu doğru; fakat bu da yer yer insanın hayatını zorlaştıran bir etmen haline gelebiliyor.
Ordu’nun Güçlü Yanları: Doğa, Huzur ve Tarih
Öncelikle söylemem gerekir ki, Ordu’nun doğası gerçekten tartışılmaz. Hangi dağa çıkarsanız, gözünüzü kamaştıran manzaralarla karşılaşırsınız. Ordu, yeşilin her tonunu barındıran, Karadeniz’in bereketli topraklarıyla adeta büyülenmiş bir şehir. Özellikle yaz aylarında doğa severler için bir cennet. Şehirdeki yürüyüş yolları, doğa sporları yapacak alanlar, dağ köylerinin dinginliği insanın ruhunu okşuyor. Ayrıca, Ordu’nun tarihi dokusu da oldukça etkileyici. Fatsa, Ünye gibi ilçeler, eski Osmanlı yapıları ve tarihi mekanlarıyla keyifli bir gezinti sunuyor.
Şehirdeki temizlik ve düzen de bence takdire şayan. Çevreye duyarlı bir yaklaşım var, ancak… Yine de bu düzenin kalıcılığı ve gelişen şehir yapısı konusunda daha fazla şey yapılabilir.
Ordu’nun Zayıf Yanları: Modern Hayatın Yetersizlikleri
Ordu’nun bu kadar güzel tarafı olmasına rağmen, bir de başka bir gerçek var: Şehir yaşamı pek parlak değil. Şehre ilk adımınızı attığınızda, ne kadar sessiz ve sakin bir yer olduğunu fark ediyorsunuz. Bu huzurlu ortam, biraz da sıkıcı olabiliyor. Geriye döndüğümüzde, büyükşehirdeki dinamik yaşamın uzağında, neredeyse hiç bir sosyal aktivite yok. Gençlerin yaşam alanları neredeyse yok gibi.
Evet, Ordu’nun doğası büyüleyici olabilir, ama ne yazık ki altyapı zayıf, iş imkanları kısıtlı ve gençlerin burada tutunması zor. Sosyal hayatta hareketlilik eksik, çünkü bu şehirde gençlere hitap eden bir kültürel zenginlik yok. Ordu, Karadeniz’in pek çok şehrinde olduğu gibi, hala o köy-kasaba havasını taşıyor. Hayatı renklendiren bir etkinlik ya da eğlence alanı da ciddi şekilde eksik. Akşamları şehri gezdiğinizde, mekanlar ya boş ya da tam anlamıyla “ne var ki burada?” sorusunu sorduruyor.
Doğa mı, İnsan mı?
Şimdi sorulması gereken esas soru şu: İnsan, sadece doğal güzelliklere dayanarak mutlu olabilir mi? Ordu gibi şehirlerin en büyük sıkıntısı belki de bu. Ordu’nun o muazzam doğası insanı bir süre büyüleyebilir, ama bir noktada, yalnızca bu güzelliklerle hayatın anlamını bulmak zorlaşıyor. Sonuçta modern yaşamın gereklilikleri – iş, eğitim, sosyal yaşam – şehirlerden beklenen şeyler değil mi?
Belki de Ordu’yu bu kadar sevdiğimizde, aslında doğasına, yaşamaya dair basit şeylere aşık oluyoruz. Ama şehir, bu doğal güzelliklerin ardında “gelişen” bir yerleşim alanı olmalı, değil mi? Burada da mesele biraz karışıyor: Ne doğa ne de altyapı insanın ihtiyacını tek başına karşılamaz.
Sonuç: Ordu, Karadeniz’in Mükemmel Arka Sokakları mı?
Kısacası, Ordu’nun gücü doğasında, ama zayıflığı ise şehir yaşamında. Doğa sevdamız, kısa bir tatil için harika olsa da, uzun vadede bu şehirdeki yaşamın gerisinde pek çok eksiklik barındırıyor. Ordu’da insanlar sakinlikten şikayet etmiyor olabilir, ama bence daha fazlasını hak ediyorlar. Özellikle gençlerin burada tutunabilmesi için daha çok fırsat, daha fazla sosyal imkan yaratılmalı. Sonuçta, şehirler sadece doğasıyla değil, insanlarıyla da yaşam bulur, değil mi?
Ordu’yu seviyorsanız, doğal güzelliklerini ve sakinliğini takdir ediyorsanız, belki de şanslısınız. Ama gerçekten daha dinamik, daha genç ve modern bir yaşam arıyorsanız, Ordu’nun ne kadar kalıcı bir seçenek olduğunu bir kez daha düşünmelisiniz. Peki ya siz? Ordu’nun geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz? Doğası yeterli mi?