Vekil Edenler: Kayseri’de Bir Genç Yetişkinin Duygusal Yolculuğu
Kayseri’nin eski taş sokaklarında kaybolan umutlar, zamanla birleşen hayallerin yankısı olurdu. Benim için de öyleydi. 25 yaşında, her gün duygularımı yazmaya adanmış bir genç olarak, bazen düşündüğüm kadarını kelimelere dökemediğimi hissediyorum. Ama işte bu yazıda, sana, belki de çok zor bulduğum bir şeyi anlatmaya çalışacağım. “Vekil edenler” diyorum. Bu kelime, bir zamanlar kafamı kurcalayan, beni bir çukurun içinde döndürüp durduran, hiç sormadığım bir soruydu. Ama bir gün öğrendim, aslında bu kavram, hayatıma dokunan bir anlam kazandı.
Bir Yudum Kahve ve Hayal Kırıklığı
Düşünsene… Sabah saatlerinde, Kayseri’nin o buz gibi sabahına uyanıyorsun. Gözlerim, pencereyi açmamla biraz daha ağırlaşıyor. Yine geceyi hiç uyumadan geçirdiğimi fark ediyorum. Ama öylesine, sıradan değil; bir şey beni uyutmamıştı. Geceleri yazdığım defteri gözlerimin önüne getirdim. O defterde bir sürü kelime var ama bir kelime hiç geçmiyor: “Vekil edenler”.
Öyle bir an geldi ki, gün ışığında da kalbimde aynı boşluğu hissetmeye başladım. Artık dışarıda, Kayseri’nin sakin sokaklarında yürürken, kulağımda yalnızca kendi kalp atışlarım vardı. İnsanları gözlemleyerek, bazen onları anlamaya çalışarak ilerliyordum. O sokaklar bana hep yalnızlık ve arayış getirmiştir. Ama bir gün, her şey değişti.
Ne Demek “Vekil Edenler”?
Kısa bir süre önce, bir arkadaşım bana bu kelimeyi sormuştu. Şaşkınlıkla cevap vermiştim: “Vekil edenler?” Ne demek olduğunu bilmiyordum. Onun sorduğu gibi bir soru, hayal kırıklığımın ta kendisiydi. Vekil edenler derken, birinin yerine geçen, aslında bir başkasının duygusunu, düşüncesini yüklenen insanlar mı demekti? Kendimle ilgili çözmem gereken bir şey olduğunu düşündüm. O kelime bir şekilde beni her anlamda derinden etkiliyordu.
Kayseri’nin o huzursuz sabahında, defterimi açıp yazmaya başladım. O an, zihnimde bir şeyler çözülmeye başlamıştı. Vekil edenler, aslında bir yönüyle kendi hayatımızı başkalarına emanet etmek gibiydi. Fakat bu emanet etme hali, zamanla hem bir sorumluluk hem de büyük bir yük haline geliyordu.
İlk Gerçekle Yüzleşme
Geceyi defterimle geçirdikten sonra sabah, Kayseri’nin merkezine doğru bir yürüyüş yapmaya karar verdim. Yavaşça yürürken, düşüncelerim bana yaklaşıyor; gerçekle yüzleşmeye başlamıştım. Ne kadar güçlü olduğumu düşündüm. Ama bir yandan da içimde o boşluğu hissettim. Duygularımı bir kenara koyup başkalarının isteklerine boyun eğdiğimde ne kadar eksik hissediyordum. Her adımda içimdeki boşluk biraz daha büyüdü.
“Vekil edenler…” diyorum. Bunu anlamak, hissetmek zordu. Ama her şeyin yavaşça yerine oturduğu bir an vardı. Kendi içimdeki eksiklikleri başkalarına, onların duygularına, onların hayatlarına aktarmak bir tür “vekillik”ti belki. Ben de sürekli başkalarına kendimi “emanet” ediyordum. Peki ya ben, kendi benliğimi ne zaman bulacaktım?
Hayal Kırıklığı ve Umut
Bir gün Kayseri’nin eski sokaklarından birinde bir kafe buldum. Havanın soğukluğu, içimdeki sıcaklıkla karşılaştırılamazdı. O kafe bana bir şekilde sıcak geldi. Biraz zaman geçtikten sonra, kafenin içinde boş bir masa bulup oturdum. Üzerimdeki karanlık düşüncelerle baş başa kalmıştım. Bir yudum kahve içip derin bir nefes aldım.
O gün kendime bir şey söyledim: “Başkasının hayatını, onun hayal kırıklıklarıyla yaşamak zorunda değilim. Ben kendi yolumda yürüyeceğim, ama bu yolda başkalarının beklentileriyle değil.” Her geçen gün daha fazla kendim olmaya karar verdim. Vekil edenler, aslında başkalarının kalbinde yaşamak isteyen, ama kendi duygularından tamamen kaybolan insanlar olabilir. Ama ben, bunun böyle olmasına izin vermeyecektim.
O gün, Kayseri’nin o kahve kokulu sokaklarında yürürken içimde bir umut doğmuştu. Hayatımda bir dönüm noktasındaydım. Kendimi başkalarının isteklerinden özgürleştirerek, kendi içimde bir denge bulmaya başladım. Vekil edenlerdiye düşündüm, ama sonunda ben, kendi hikâyemi yazmaya karar verdim. Başkalarının beklentileri değil, kendi içimdeki sesle ilerleyecektim.
Sonuç: Bir Yolculuk, Bir Umut
Kayseri’nin sokaklarında ilerledikçe, içimdeki umut ve kararlılık büyüdü. Vekil edenler kelimesi, bir zamanlar anlamadığım bir karmaşa gibiydi. Ama şimdi anlıyorum ki, kendim olmak, başkalarının duyguları için yaşamaktan çok daha değerli. Kendimi başkalarına emanet etmek, sonunda benim kendi içimde kaybolmama yol açıyordu.
O gün öğrendim: Gerçekten anlamlı bir yaşam için, başkalarını vekil edenler gibi görmek değil, kendimiz olmak gerek. Ve belki de bu, en zor olan ama bir o kadar da değerli olan şeydi.
Evet, 25 yaşımdayım. Kayseri’nin taş sokaklarında, yalnız başıma, ama artık umutla, yeni bir başlangıcın peşinden gidiyorum. Vekil edenler… O kelime şimdi benim için bir hatırlatmadan başka bir şey değil: Kendi yolumda yürümenin ne kadar önemli olduğunu bana öğretiyor.