İçeriğe geç

Edimsel koşullanmanın diğer adı nedir ?

Edimsel Koşullanmanın Diğer Adı Nedir? Bir Kayseri Gününün Ardında

Bazen bir kelime, bir kavram seni öylesine derin bir şekilde etkiler ki, düşünmeye başlamak için bir dakika bile yetmez. Bu yazıyı yazarken de böyle bir hisle başladım. Kayseri’de, sabahın ilk ışıklarıyla gözlerimi açıp, camdan dışarı baktığımda, arka sokaktan gelen kuş sesleri ve esen hafif rüzgar bile bana bazı şeyleri hatırlatıyor. O an, her şeyin çok karmaşık olduğu zamanlar gözümde bir film şeridi gibi akıyor. Belki de hayatın bana ne anlatmak istediğini tam anlayamadığım o dönemler, bir zamanlar zihnimde bulduğum o karmaşık psikolojik kavramlarla örtüşüyordu. Edimsel koşullanma neydi? Hadi bir durup biraz daha derinleşelim.

Bir Anlık Karar: Hayatın Ters Köşesi

Kayseri’de, belki de en çok duygu yoğunluğu yaşayan insanlar biziz. Şehrin sokakları ne kadar tarihi olsa da, bizim hislerimiz o kadar canlı ki, bazen geçmişin ve geleceğin kollarında kaybolmak çok kolay. İtiraf etmeliyim ki, geçenlerde bir arkadaşım beni tuhaf bir şekilde uyardı. “Biliyor musun, sen bir şeyleri çoktan koşullanmışsın. Hayatını hep aynı şekilde, hep aynı döngülerde yaşamaya devam ediyorsun,” dedi. Ne demekti bu?

İlk başta, “Bu kadar net bir tespit nasıl yapılır?” diye düşündüm, ama o an aklıma düşen “edimsel koşullanma” kelimeleriyle birlikte, bir şeyin farkına vardım. Şimdi ne demek istediğini daha iyi anlayabiliyorum. Edimsel koşullanma, o kadar basit ama o kadar derin bir şeydi ki… Yani ödüller ya da cezalarla öğrenilen davranışlar demekti. Bu, günlük yaşamıma çok yakın bir şeydi, özellikle de ilişkilerimde. Duygularımı kontrol etmekte zorlanırken, hep belli bir şekilde reaksiyon gösterdiğimi fark ettim.

İlk İpuçları: O Günü Hatırlıyor Musun?

Bir yaz günüydü. Kayseri’nin sıcak havası, henüz öğlen olmadan insanı bunaltıyordu. Arkadaşım Caner’le, alışveriş merkezinin önünde oturuyorduk. O an biraz kafam dağılmak istiyordu, ama Caner’in gözlerinde bir tuhaflık vardı. Sanki bir şey anlatmaya çalışıyordu ama kelimeler ona yetmiyordu. Ben de bir an için susarak, onu anlamaya çalıştım. Derken bana döndü ve şöyle dedi:

“Bir şeyler değişti, fark ettin mi?”

Önce ne demek istediğini anlamadım, ama sonra o günün sabahına kadar biriktirdiğim her şeyi düşündüm. Benim de ona verdiğim tepkiler ya da onun bana verdiği tepkiler… Hepsi birbirini takip ediyordu. Ödüller ya da cezalarla sürekli şekillenen bir ilişki. Onun verdiği tepki, benim ona olan tepkimi belirliyor, sonra ben ona bir karşılık veriyorum. Tıpkı bir ödül ya da ceza gibi. Ama fark etmemişim. Caner de fark etmişti, fark ettiğimde, birden içimde bir kırılma oldu.

İç Sesim: “Yine aynı şeyi yapıyorum. Bir fark yok. Ne değişiyor ki? Hep aynı… Belki de bu yüzden takılı kaldım.”

İşte tam o an, “edimsel koşullanma”nın ne olduğunu anladım. Hepimiz bir şekilde koşullandırılmıştık. Kimi zaman ödüllerle, kimi zaman da cezalarla. Duygularımızı, davranışlarımızı bu koşullandırmalar yönlendiriyor. Ve aslında, bazen bu döngülerden çıkamıyoruz.

Umut ve Hayal Kırıklığı Arasında

Caner’in dediği gibi, o anın içinde sadece bir kırılma yaşadım. Yavaşça şunu fark ettim: Kendimi ne zaman gerçekten özgür hissetmiştim? Duygularımı, düşüncelerimi sadece ödüller ya da cezalarla yönlendirmek, bana nasıl bir hayat sunuyor? Bu sorular, başımı döndürdü. Ama derin bir boşlukla birlikte, içimde bir umut ışığı yanmaya başladı. Hani o başta fark etmediğin, ama birden parlayan o anlar vardır ya… İşte o anlardan biriydi.

İç Sesim: “Yavaşça ama emin adımlarla değişebilirim. Ben, sadece bana sunulan ödüller ve cezalarla şekillenen biri olmak zorunda değilim.”

Yavaşça fark etmeye başladım: Bir insan, bir ilişki, bir hayal, bir anı… Hepsi kendi seçimlerimizle şekilleniyor. Kendi duygularımızı nasıl yönlendireceğimizi, kendimize nasıl ödüller veya cezalar vereceğimizi biz belirliyoruz. Duygusal bir bağ kurduğum her şeyin içinde, ben de bir şekilde edimsel koşullanmayı yaşıyordum.

İleriye Bakmak: Yeni Bir Başlangıç

Artık her şey biraz daha netti. Edimsel koşullanmanın diğer adı, aslında hayatın bizimle yaptığı bir oyun gibiydi. Birçok kez bunun farkına varmamış olabilirim, ama fark ettiğimde, hayatımda yapmak istediğim değişiklikleri çok daha kolay şekilde planlayabildim. Kayseri’nin o sıcağında, Caner’le otururken düşündüm: “Kendi ödüllerimi ve cezalarımı kendim yaratacağım. İlişkilerimde ve hayatımda, artık sadece alışkanlıklarım değil, seçimlerim olacak.”

Bir gün belki, bu yazıyı okuyan birisi, aynı kırılma anını yaşar. O zaman “Edimsel koşullanma” ne demek diye düşünürken, kendisini de keşfedecek. Bu bir yolculuk, bazen korkutucu ve karışık, bazen de ne kadar heyecan verici olduğunu fark ettiğimiz bir yolculuk.

İç Sesim: “Hadi ama! Hala edimsel koşullanmaya teslim mi olacaksın? Kendi hikayenin yazarı olmak, özgürlüğün anahtarıdır.”

Ve ben, Kayseri’de bu yazıyı yazarken, geçmişimle barışıp geleceğimi yeniden şekillendirmeye karar verdim. O an, gerçekten özgür olduğumu hissettim.

Sonuçta: Senin Hikayen Senin Seçimlerinle Yazılır

Hayat, her zaman başımıza gelen olaylar ve onlara verdiğimiz tepkilerle şekillenir. Bazen bir ödül, bazen de bir ceza, bizi bir yola sokar. Ama önemli olan, sonunda o yolu fark edip, kendi seçimlerimizi yapabilmektir. Belki de bir insanın hayatındaki en büyük özgürlük, bu seçimlerin farkına varmak ve kendi hikayesini yazmaktır. O yüzden, edimsel koşullanma ne kadar güçlü olursa olsun, seni şekillendiren yalnızca senin seçimlerindir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort bonus veren siteler
Sitemap
ilbet giriş