Haram Mal Nedir? – Bir Genç Yetişkinin İçsel Hesaplaşması
Kayseri’de Bir Gün ve Bir Dönüm Noktası
Kayseri’nin sıcak yaz günlerinden biriydi. Çarşıda yürürken, vücuduma vurup geçen rüzgarın yüzümü serinletişini hissedebiliyordum. Sokaklar kalabalık, insanlar birbirine çarpıyor, kimse kimseyi görmüyordu. Birbirini itip geçen insanların arasında, ben de onlardan biriydim, ama içimdeki bir şey çok başka bir sesle konuşuyordu. O gün, adeta bir dönüm noktasıydı. Her şeyin anlam kazandığı, tüm yaşadıklarımın bir araya gelip bu noktada şekillendiği anı hatırlıyorum.
Ben, 25 yaşında, yaşadığı her anı derinlemesine hisseden ve en ufak bir şeyi bile unutamayan bir gencim. Ama işte o gün, bir şey kırıldı içinde. Zihnimin derinliklerinden bir soru yükseldi: “Haram mal nedir?” O kadar netti ki bu soru, sanki bir gölge gibi üzerime düşmüştü. O soruya vereceğim cevabın, hayatımı şekillendireceğini hissediyordum.
O Gün Tanıştığım “Haram Mal”
Çalıştığım küçük kafeteryada, o gün tanıştım. Yaşadığım yerden, Kayseri’nin eski semtlerinden biri olan Camiatik’ten gelir, her sabah kaybolan yirmi dakikalık yolda geçirdiğim zaman, beynimi yormaktan başka bir şey değildi. O gün, iş yerimden bir arkadaşım olan Hüseyin’in cebinden çıkan paket, işte o haram malın tanışma anıydı.
Başta, hiçbir şey fark etmedim. Ama o sıradaki heyecanını, gerginliğini ve gözlerindeki o huzursuzluğu hiç unutamayacağım. Hüseyin, bana sabahları aldığımız, sürekli yanımıza taşıdığımız o küçük paketlerin aslında ne kadar “zararlı” olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Ama bu “zarar” kelimesi, sadece moralini bozmakla kalmayıp, bir başka hayatın içine çekileceğimi hissettirdi.
“Bunlar, haram mal işte, Kayseri’nin kenar mahallelerinde dolaşanların elinde ne varsa, satılığa çıkar, alınır, satılır, bir şekilde bu insanlar hep kazanır,” demişti.
Ve orada, o birkaç dakika içinde, gerçeğin ne olduğunu kavradım. Mal, kar, hırs, ama bir yandan da yitirilen değerler, duygular, aile ve dostluk. O kadar yoğun bir hissiyat vardı ki, zihnim bir anda karmakarışık oldu.
O Anki Duygularım
Evet, belki de ben fazla duygusalım, belki de her şeyin anlamını biraz fazla sorguluyorum. Ama o gün, bir anda, tüm hayatımda ilk kez bir şeyin “huzursuzluk” verdiğini hissettim. Yavaşça, ama derinden, içimdeki vicdan sesi yükselmeye başladı. “Haram mal” dedikleri şeyin ne kadar kötü bir şey olduğunu, ne kadar aslında insanı satmak, ruhunu kiralamak olduğunu anlamıştım.
Çünkü, o an, o kadar yakındım bu “haram mal” dediğimiz şeye. O kadar kolay bir şekilde o dünyaya girebilirdim. Kısa bir yolculuktu. Sadece bir karar vermek, sonra bir süre rahat etmekti. Ama aynı zamanda, o dünyaya girdiğimde, her şeyin kaybolacağını biliyordum. Kendi kimliğimi, kendi iç huzurumu kaybetmek, her şeyin sonunda yalnız kalmak, bir hiç olmak… İşte bunları düşündüm.
Bazen çok istekli oluyorum, bazen çok korkuyorum. Ama bu anı unutmuyorum, çünkü içimdeki karanlık, beni büyüleyici şekilde çağırıyor. Her şeyin bir bedeli olduğunu anlamıştım. Gerçekten bu kadar basit mi? Gerçekten haram mal diye tabir edilen şeyler bu kadar cezbedici mi?
İçsel Çatışma ve Hesaplaşma
Zihnimde bir savaştı, kimseyi dinlemeden, kendi başıma bir hesaplaşmaya girmem gerekmişti. Bu mal, bu kazanç, bu “saray” yerine, ben neye sahiptim? Bir hayatım vardı, ailem vardı, dostlarım vardı. Şimdi mi onları kaybedecektim? Birkaç para için? Hayatımı baştan yaratıp, insanlıktan çıkmak bu kadar kolay mıydı?
O akşam, işe döndüğümde, Hüseyin’le kısa bir sohbet ettim. İçimdeki savaş, o kadar yoğun hale gelmişti ki, aniden bir şeyler söylemek istedim. Ama o sırada söyledim: “Haram mal sadece paraya değil, ruha zarar verir. Çünkü insan, vicdanını kaybettiği an, her şey biter. Her şey.”
O anın hissiyatı, tüylerimi diken diken etmişti. Ne kadar doğru söylemiştim. Gerçekten, o “haram mal” her zaman para ve kazanç anlamına gelmiyor. İnsanların ruhlarını, kalplerini de çalabiliyor. Çünkü bu hayatta her şeyin bir fiyatı yok, her şeyin bir bedeli var.
Sonuç Olarak…
Haram mal sadece para değil, değerlerin, insanlığın ve samimiyetin de kaybolduğu bir yol. O yolda ilerlemek kolay olabilir, ama sonunda sadece yalnızlık ve boşlukla karşılaşırsınız. Bugün, ne olursa olsun, hep kendi içimi dinlemeyi ve kendime sadık kalmayı tercih ediyorum.
Zihnimdeki o soru hâlâ kaybolmuş değil: Haram mal nedir? Belki cevabı, sadece bu yazının içinde değil, her yaşadığım günün içinde bulabilirim. Ama şunu biliyorum, en değerli şey, kendi vicdanım ve ruhum. Kayseri’nin o sıcaktan bunalmış sokaklarında, insanların birbirine çarptığı kalabalıkta, her zaman o huzursuzluğu hissediyorum; ama şimdi o huzursuzluk, beni doğruya, en doğruya itiyor.
Çünkü haram mal, sadece bedensel değil, ruhsal bir kayıptır. Kazanmak, bazen kaybetmeyi gerektirir. Ve bu kaybettiğimizde, bazen her şeyin en değerli olanı, geri dönüşü olmayan şekilde kaybolur.