“Kakalamak ne demek” konusunda doğru bilgiye ulaşmak isteyenler için kapsamlı bir içerik hazırladık.
Kakalamak ne demek?
Bazı kelimeler vardır, ilk duyduğunda sadece kulağına garip gelir. Ama zamanla o kelime bir anıya dönüşür, bir insanın yüzüne, bir bakışa, hatta içini burkan bir sessizliğe… “Kakalamak ne demek?” sorusu da benim için tam olarak böyle bir şey oldu. Bir sözlük tanımından çok, bir hayal kırıklığının adı gibi kaldı içimde.
Kayseri’de yaşıyorum. Kışın ayazı sert olur, yazın güneş insanın omzuna ağır bir el gibi çöker. İnsan burada duygularını bile kat kat giyinir gibi yaşar. Her şeyi hemen söylemezsin, önce içinden geçirirsin, sonra bir daha düşünürsün. Belki de o yüzden bazı kelimeler burada daha ağır gelir insana. Çünkü her şey biraz daha içerde yaşanır.
Benim hikâyem de tam böyle bir içerde kalma hikâyesi.
—
Bir telefon, bir heyecan ve yanlış giden bir gün
O gün hâlâ aklımda. Sabah erken kalkmıştım. İçimde garip bir heyecan vardı. Sanki uzun zamandır beklediğim bir şey olacakmış gibi. Aslında çok basit bir şeydi: ikinci el bir telefon alacaktım.
Param sınırlıydı. Zaten Kayseri’de büyüyen biri olarak “idare etmek” kelimesi hayatın ana dili gibi olur. Ama o gün kendime küçük bir lüks izin vermiştim. Uzun zamandır hayalini kurduğum telefonu alacaktım.
İlanı görmüştüm. Temizdi, uygun fiyatlıydı. Satıcı da “sorunsuz” diyordu.
İç sesim o an şöyle demişti:
“Tamam, bu iş olur.”
Ama iç ses bazen en kötü danışmandır.
—
Buluşma anı: umutla başlayan sahne
Şehir merkezinde küçük bir kafede buluştuk. Adamın yüzü gayet rahattı. Hatta fazla rahattı. Ben bunu o an fark etmedim. Çünkü insan umutlandığında detayları görmez, sadece görmek istediğini görür.
Telefonu çıkardı. Parlak, temiz görünüyordu. Elime aldım, biraz ağırdı. Bu bile güven vermişti bana.
“Çalışıyor mu?” dedim.
“Tabii ki çalışıyor,” dedi.
O an içimde küçük bir rahatlama oldu. Sanki hayatın küçük bir düğümü çözülmüş gibi.
Ama işte bazı düğümler görünmez olur.
—
Kakalamak ne demek? sorusunun ilk gerçek karşılığı
Parayı verdim. El sıkıştık. O gitti.
Ben kaldım.
Telefonu açtım.
Bir şeyler ters gibiydi.
Dokunmatik geç tepki veriyordu. Kamera buğulu. Şarj %40’tan sonra bir anda düşüyordu.
İçimde bir sessizlik başladı.
O sessizlik, bağırmaktan daha güçlüydü.
O an ilk kez düşündüm:
“Kakalamak ne demek?”
Sözlük gibi değil, yaşanmış gibi düşündüm. Birinin sana bir şeyi olduğundan farklı gösterip, seni ikna edip, sonra gerçeği fark ettiğinde ortada kalman demekti belki de.
Ama o an bunu tanım değil, his olarak öğrendim.
—
Yolda yürürken büyüyen hayal kırıklığı
Kafeden çıktım. Kayseri’nin akşam serinliği yüzüme çarptı. İnsan böyle anlarda şehri daha net görür. Her şey daha keskin olur.
Yürürken telefonu tekrar açtım. Belki yanılıyorumdur dedim. Belki basit bir şeydir.
Ama her denemede biraz daha kırıldım.
İç sesim artık daha sert konuşuyordu:
“Bunu sana kakalamışlar.”
O kelime zihnimde yankılanmaya başladı. Kakalamak ne demek? Artık sadece bir soru değil, bir suçlamaydı da.
Kendime, güvenime, aceleciliğime.
—
Babamla konuşma: sessiz bir ders
Eve gidince babam salonda televizyon izliyordu. Elimdeki telefonu fark etti.
“Yeni mi aldın?”
Bir an duraksadım.
“Evet…” dedim ama sesim tam çıkmadı.
Telefonu eline aldı, çevirdi. Çok az baktı.
Sonra sadece şunu dedi:
“Bunu sana kakalamışlar.”
O an kelime ikinci kez vurdu bana. Ama bu kez dışarıdan gelmişti. Daha net, daha gerçek.
Babam devam etmedi. Bazen en ağır cümleler uzatılmaz.
Ben de bir şey demedim. Çünkü söyleyecek bir şeyim yoktu.
—
İç hesaplaşma: kendine kızmak
İlgili Makale: Kahve için ideal süt sıcaklığı kaç derecedir ?
O gece odamda uzun süre oturdum. Telefon masada duruyordu. Sanki bir nesne değil de başarısızlığımın kanıtıydı.
Kendime kızdım.
“Neden kontrol etmedin?”
“Neden bu kadar hızlı güvendin?”
“Neden?”
Bu sorular bazen insanı büyütür, bazen sadece yorar.
Ben o gece ikisini de aynı anda yaşadım.
Kakalamak ne demek? sorusu artık sadece bir başlık değildi. Kendi hikâyemin içine gömülmüştü.
Birinin seni kandırması kadar, senin buna izin vermen de can yakıyordu.
—
Bir gün sonra: aynı şehir, farklı ben
Ertesi gün dışarı çıktım. Kayseri aynıydı. Ama ben biraz eksiktim.
Bir telefon yüzünden değil sadece. Güvenimden bir parça eksilmişti.
Arkadaşım Arda ile buluştuk.
Bana baktı:
“N’oldu sana?”
Anlatmak istemedim önce. Sonra anlattım.
Güldü.
Ama kötü bir gülüş değil. Hani insan kendi başına gelmediği için hafif rahat güler ya, öyle.
“Hoş geldin,” dedi. “Herkes en az bir kere kakalanır.”
Bu cümle garip bir şekilde içimi yumuşattı.
—
Kelimenin ağırlığı: kakalamak ne demek?
O gün ilk kez şunu düşündüm: Kelimeler sadece anlam taşımaz, deneyim taşır.
“Kakalamak” kelimesi bana artık sözlükteki gibi basit gelmiyordu.
Bir güvenin kırılmasıydı.
Bir aceleciliğin bedeliydi.
Bir “keşke biraz daha dikkat etseydim” duygusuydu.
Ama aynı zamanda büyümenin de bir parçasıydı.
Çünkü bazı şeyleri öğrenmek için sadece dinlemek yetmez. Yaşamak gerekir.
—
Kayseri sokaklarında yürürken gelen farkındalık
Bir akşam yine yürürken düşündüm.
Belki de herkes hayatında bir şeyler öğrenirken biraz “kakalanıyordu”. Sadece para değil, bazen zaman, bazen güven, bazen de hayaller.
Ama garip bir şekilde dünya dönmeye devam ediyordu.
Ben de devam ettim.
—
Telefon hâlâ masamda
Telefonu atmadım.
Çünkü her baktığımda aynı şeyi hatırlıyorum.
İnsanların sana söyledikleriyle gerçeğin her zaman aynı olmadığını.
Ve kendi kararlarının sorumluluğunu.
Bazen sadece bir eşya değil, bir ders kalır elinde.
—
Sonra gelen sessiz kabulleniş
Zaman geçti.
O telefon artık çalışmasa bile benim için çalışıyor aslında.
Beni daha dikkatli biri yaptı.
Daha yavaş, daha temkinli.
Ama en önemlisi, kelimelere farklı bakmayı öğretti.
“Kakalamak ne demek?” sorusu artık sadece bir merak değil.
Bir anı.
Bir yüzleşme.
Ve biraz da büyüme hikâyesi.
—
İç sesin son cümlesi
Bazen geceleri düşünüyorum.
Eğer o gün daha dikkatli olsaydım, bu hikâye hiç olmayacaktı.
Ama belki de mesele bu değil.
Belki de bazı hikâyeler, yanlış seçimlerle başlıyor ama doğru farkındalıklarla devam ediyor.
Ve ben hâlâ Kayseri’nin soğuk akşamlarında yürürken şunu hatırlıyorum:
Her şey öğretir. Bazen güzelce, bazen biraz can yakarak.