İçeriğe geç

Kapalı Çarşı dükkanları kime ait ?

Bugün “Kapalı Çarşı dükkanları kime ait” üzerine güzel bir yolculuk yaptık. Medited ile daha fazla içerik için takipte kalın!

Kapalı Çarşı’ya İlk Adımım: Kalabalığın İçinde Kaybolmak

Medited okuyucularına özel bu yazımızda “Kapalı Çarşı dükkanları kime ait” hakkında pratik bilgiler sunuyoruz.

İstanbul’a ilk gelişimde bavulumdan çok içimde taşıdığım şeyler vardı. Kayseri’den çıkarken “biraz hava değişir, toparlanırım” demiştim ama insan bazı şehirlerde sadece nefes almıyor; kendini yeniden kuruyor. Benim için o şehirlerden biri de İstanbul oldu. Özellikle de Kapalıçarşı.

Kapalı Çarşı’nın girişine yaklaştığımda kalabalık beni içine çekti. Sanki bir kapıdan değil de başka bir zamandan içeri giriyordum. Taş duvarların arasında yankılanan sesler, altın parıltıları, baharat kokuları… Hepsi aynı anda üzerime çöktü. Bir an durup düşündüm: “Ben burada ne arıyorum?”

Aslında net bir cevabım yoktu. Sadece içimde uzun zamandır taşıdığım bir boşluğu doldurmak istiyordum. Günlüklerimde bile adını koyamadığım o eksiklik hissi… Belki de sadece yürümek, kaybolmak ve biraz unutulmaktı niyetim.

İçimdeki Soru: Bu Dükkanlar Kime Ait?

Kapalı Çarşı’nın dar sokaklarında ilerlerken gözüm sürekli dükkanlara takılıyordu. Kimisi altınla parlıyor, kimisi halıların renkleriyle insanın aklını çeliyordu. Ama en çok kafamı kurcalayan şey başka bir soruydu:

Kapalı Çarşı dükkanları kime ait?

Bu soru bir anda ortaya çıkmadı aslında. Bir kuyumcu vitrininin önünde dururken hissettim bunu. İçerideki adam yüzüme bakmadan müşterisine fiyat söylüyordu. Sanki o dükkan ona aitmiş gibi… Ama gerçekten öyle miydi?

O an kendimi garip bir düşüncenin içinde buldum. Sahip olmak ne demekti? Bir kapıyı açıp kapatmak mı, yoksa o kapının arkasında bir ömür geçirmek mi?

İçimde bir huzursuzluk başladı. Çünkü bazı şeyleri “sahiplik” üzerinden anlamaya çalışınca insanın içi daha da karışıyor.

Bir Dükkânın Hikâyesi: Yaşlı Ustanın Sesi

Kalabalığın arasında yürürken bir köşede küçük bir dükkân dikkatimi çekti. İçerisi diğerlerine göre daha sessizdi. Camın arkasında oturan yaşlı bir adam vardı. Elinde eski bir hesap defteri, gözlerinde yorgun ama sakin bir ifade…

Nedense içeri girdim.

“Hoş geldin evlat,” dedi. Sanki beni uzun zamandır bekliyormuş gibi.

Sohbet ilerledikçe konu kendiliğinden Kapalı Çarşı’nın yapısına geldi. Benim kafamı kurcalayan soruyu sormama bile gerek kalmadı. O anlattı:

“Buralar öyle dükkân benim, senin meselesi değildir,” dedi. “Çoğu vakıf sisteminden gelir. Yani eskiden kurulan hayır vakıfları… Bizim gibi esnaf da kiralar, kullanır, yaşatır.”

O an içimde bir şey kırıldı diyemem ama bir şey değişti. Çünkü ben o ana kadar her şeyin net sınırları olduğunu sanıyordum. Oysa burada sınırlar bulanıktı. Sahiplik bile başka bir anlama bürünmüştü.

Yaşlı adam devam etti:

“Biz aslında burada sahip değiliz evlat. Emanetçiyiz.”

Bu kelime zihnime çakıldı: emanetçi.

Emanet Olmak: Ağır Ama Sessiz Bir Gerçek

Dışarı çıktığımda hava biraz daha soğumuştu. Ama içimde garip bir sıcaklık vardı. Sanki bir şey öğrenmiş ama henüz tam anlamamış gibiydim.

Emanet olmak…

Bu fikir bana ağır geldi. Çünkü insan genelde sahip olmak ister. Evine, işine, hatta duygularına bile. Ama burada öğrendiğim şey, bazı şeylerin aslında kimseye ait olmadığıydı.

Yürürken kendi hayatımı düşündüm. Kayseri’deki odamı, defterlerimi, yarım kalmış planlarımı… Acaba onlara gerçekten sahip miydim, yoksa ben de sadece bir süreliğine mi tutuyordum?

Bu düşünce biraz içimi burktu. Ama aynı zamanda garip bir şekilde rahatlatıcıydı da.

Kapalı Çarşı’nın İçinde Kaybolmak

Okumaya Değer: Kadınlar kısa kollu pantolonla namaz kılabilir mi ?

Yürümeye devam ettim. Her köşe başında farklı bir hikâye vardı. Bir dükkânda halılar yere serilmişti, diğerinde baharat kokusu insanın başını döndürüyordu. İnsanlar alışveriş yapıyor, pazarlık ediyor, gülüyor, konuşuyordu.

Ama ben biraz dışarıdan izliyordum her şeyi.

Kapalıçarşı bana sadece bir çarşı gibi gelmemeye başladı. Daha çok bir hafıza gibiydi. İçinde yüzlerce yılın sesi vardı. Her dükkân bir başka zamanın devamıydı sanki.

O an düşündüm: Belki de asıl soru “dükkanlar kime ait” değil.

Belki de asıl soru şu olmalıydı: “Biz kime aitiz?”

Bu düşünce içimi ürpertti.

İçimdeki Hayal Kırıklığı ve Küçük Bir Umut

Açık konuşmam gerekirse, biraz hayal kırıklığı yaşadım. Çünkü her şeyin daha net, daha düzenli olmasını isterdim. Her dükkânın bir sahibi, her şeyin bir başlangıcı ve sonu olsun isterdim.

Ama Kapalı Çarşı bana bunun tersini gösterdi.

Sahiplik sandığım şeylerin aslında geçici olduğunu görmek garip bir boşluk yarattı içimde. Sanki elimde tuttuğum şeyler yavaşça kayıyordu.

Yine de bu boşluk tamamen kötü değildi.

Çünkü o boşluğun içinde küçük bir umut da vardı. Belki de hayatı daha hafif yaşamak mümkün olabilirdi. Her şeye sıkı sıkıya tutunmadan, biraz bırakarak…

Yaşlı Adamın Son Sözü

Çıkmadan önce yaşlı adam bana son bir şey söyledi:

“Buraya gelen çok insan her şeyi satın almak ister. Ama buradan kimse bir şey götüremez evlat. Sadece kendini değiştirir.”

Bu cümleyi dışarı çıktığımda defterime yazdım.

Çünkü doğruydu.

Kapalı Çarşı’dan çıkan insanın elinde poşetler olmayabilir ama zihninde bir şeyler değişir.

Benim de değişti.

Geri Dönüş Yolunda: Kendi İçime Bakmak

Çarşıdan uzaklaşırken kalabalığın sesi yavaş yavaş azaldı. İstanbul’un gürültüsü yeniden üzerime çöktü ama bu kez farklıydı. Daha az yabancı hissettiriyordu.

Kendi kendime tekrar ettim:

“Kapalı Çarşı dükkanları kime ait?”

Artık bu sorunun cevabı benim için netti ve aynı zamanda net değildi.

Vakıflara ait, esnafa emanet, tarihe bağlı… Ama en çok da zamana ait.

Ve belki de bize.

Çünkü oradan geçen herkes, farkında olmadan o hikâyenin bir parçası oluyor.

Son Düşünce: Sahiplikten Fazlası

Kayseri’ye döneceğimi düşündüğümde içimde garip bir hafiflik vardı. Sanki bir şey kaybetmiş gibi değil, aksine fazla yükten kurtulmuş gibiydim.

Defterime son bir cümle yazdım:

“Bazen bir şehri gezmezsin, o şehir seni gezer.”

Kapalıçarşı bana bunu yaptı.

Ve ben hâlâ tam olarak nerede durduğumu bilmiyorum.

Ama artık biliyorum ki bazı şeyler sahip olunmak için değil, anlaşılmak için vardır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort bonus veren siteler
Sitemap
ilbet giriş