İçeriğe geç

Saklambaç oyununda ebe kaça kadar sayar ?

Saklambaç Oyununda Ebe Kaça Kadar Sayar? (Ya da Benim Toptan Kafayı Yediğim Anlar)

Hepimizin çocukluk anılarında, yaz akşamlarının vazgeçilmezi olan Saklambaç’ın bir yeri vardır. O kadar keyifliydi ki, o zamanlar “Saklambaç oyununda ebe kaça kadar sayar?” sorusu neredeyse bir varoluş meselesiydi. Gerçekten, herkesin kendini gizlemek için yarım saniyede bir çalıya, ağaca, ya da ‘tamamen görülmeyen’ yerel kafe duvarının arkasına atladığı o anlarda, yalnızca ebe değil, biz de bazen kaybolurduk. Ancak bir mesele vardı: Ebe kaça kadar sayacak? Hayatımda hiç bu kadar zor bir soru olduğunu düşünmemiştim. Belki de bu, bir çocuk için koskoca bir matematiksel problem gibi görünüyordu.

Saklambaçta Saymak: Nereye Kadar Gideriz, Ne Zaman Dururuz?

Bunu düşündükçe aklıma birkaç komik anı geliyor. Özellikle küçükken en çok kafamı kurcalayan şey, ebe olan kişinin saymaya başladığında aslında ne kadar hızlı bir şekilde sayması gerektiğiydi. Çünkü herkesin her seferinde “Kaç sayacak?” diye sorup durması, bir noktada inanılmaz gergin oluyordu. Mesela şöyle bir sahne vardı:

Ben: “Kaça kadar sayacaksın?”

Arkadaşım (Herkesin bildiği bir şekilde): “100’e kadar.”

Ben: “Ama geçen hafta 50’ye kadar saydın!”

Arkadaşım: “Kardeşim, geçen hafta zamanında yetişemedim, bu hafta çok kararlıyım!”

Hadi gelin, bunu biraz açalım. Bazen ebe, 20’ye kadar saymayı bitiriyor ve hemen koşarak saklanmaya giden arkadaşları görmek insana bir tür “geri zekâlı” gibi hissettirebiliyor. Bu durumda, derin düşüncelerimle kendime soruyorum: “Acaba aslında kimse kaç sayacağını bilmiyor da, bu kadar detaylı düşündüğüm için yalnızca ben mi abartıyorum?” Yani, bir oyun aslında bu kadar önemli midir? Sayıca mı kaçacağız, yoksa sabırla mı bekleyeceğiz? Benim gibi düşünen biri için, 100’e kadar saymak tam bir ısrar mı, yoksa oyun ruhunun gereği mi?

Ebe Kaça Kadar Sayar? Benim “Saklambaç” Kılavuzum

İşte, bu soruyu ciddi şekilde tartışmaya başlamışken, size birkaç önemli not vereyim: Saklambaç oyununda ebe kaça kadar sayar sorusunun cevabı, aslında tam olarak oynamak isteyenlerin ruh haline bağlı. Herkesin kendine göre “sayı sayma kuralları” vardır. Bu kurallar, aslında küçük yaşlardaki stratejik düşünce biçimlerinin ilk yansımalarıydı, diye düşünüyorum. Bazı çocuklar, 50’ye kadar saymayı seçer; diğeri ise “Bunu nereye kadar sürdürebilirim?” diye düşünerek 150’ye kadar saymaya başlar. Ama işin asıl komik kısmı, ne kadar çok sayarsan say, sonunda hepimiz saklanmak zorundayız.

Bir de tabii, saklambaçta ebe saymaya başladığında, bir yandan da kalbiniz hızla çarpar. Ne zaman saklanacağınızı, ne zaman koşacağınızı kestiremiyorsunuz. Bu anlarda benim iç sesimle bir diyalog şöyle gelişiyor:

İç Sesim: “Hadi be, hemen saklan!”

Ben: “Ama daha 15 saydı, sakin ol. Bu kadar acele etme.”

İç Sesim: “Yok, yok, bir dakika bile kaybetme, zaten hep yakalanıyorsun!”

Ben: “Evet, evet, doğru söylüyorsun, gidiyorum!”

Bu an, içsel bir savaş gibi. Sadece koşmak ya da saklanmak değil, biraz da “ya yakalanırsam” korkusuyla yaşamaktır. Ve her seferinde “Saklambaçta ebe kaça kadar sayar?” sorusunun sonrasındaki belirsizlik, heyecanı daha da artırıyor.

Saklambaçta Ebe Kim Olur? Küçük Bir İtiraf

Saklambaç oyunundaki başka bir komik olay ise, ebelerin kural dışı davranışlarıdır. Mesela bazen, ebe “Hadi, herkes saklanmadan sayıyorum!” diyerek tüm saklananları hepten şoke ederdi. Ne de olsa, 100’e kadar saymak o kadar zorlayıcıydı ki, hepimizin kasvetli bakışları ve saklambaç arenasındaki kimsenin yerini bulamayan ruhları zaten yarı yolda kalmıştı. Ama günün sonunda, hepimiz “Kaç sayacağım?” sorusunu birbirimize sorarken, belki de esas olanın yaşanan o anlar olduğunu fark ettik.

Tabii ki 100’e kadar saymak hep iyi bir fikir değildir. Çünkü, zaman içinde olayın ne kadar komik ve eğlenceli olduğunu fark ettik. Bazen 100 değil, belki 20’yi bile doğru düzgün bitiremeyen bir ebe bile vardı, ama “İşte o anı kaçırmak istemiyorum” dediğimizde hepimiz gülümsedik. Yaşam, işte böyle saklambaç gibi bir şeydi. Ne kadar çok sayar, saklanır ya da kaçarsak kaçalım, her birimiz o kaçışı, o anı gerçekten içtenlikle yaşamalıydık.

Sonuç Olarak: Sayarken, Gerçekten Ne Önemli?

Saklambaç oyununda ebe kaça kadar sayar sorusunun cevabı, bir anlamda hayatın ritmiyle de örtüşüyor. Bazen çok fazla saymak, bazen ise hiç saymamak gerekebilir. Bize yaşamda değerli olan, koştuğumuz anlar değil, o koşu sırasında fark ettiğimiz duygulardır. Çünkü zaman, her sayıldığında değil, yaşandığında anlam kazanır. Benim için, o zamanlar bir yere kadar saymak değil, her koştuğumda kendimi bulmaktı. Aslında her zaman kaçacak bir yerimiz vardı; sadece zaman zaman içimizdeki korkuya yenik düşüyorduk. Kimse gerçekten ebe olmak istemezdi, ama hepimiz saklanmak istiyorduk.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort bonus veren siteler
Sitemap
ilbet giriş